Kürşat BUMİN

DİKEN



Bookmark and Share

Son KHK’ler


11.1.2017 - Bu Yazı 401 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Orhan Gazi Ertekin’in kaleminden ‘2016 tensikatı’nın güzel tarifleriyle başlayalım: “Devlet ve kurumlar alanını açık bir talan alanına dönüştürmeye başlamıştır.”

Ertekin, bu tarifini ‘679, 680, 681 no’lu kararnameler’ ile 649 akademisyenin (de) görevine son verilmesi dolayısıyla hatırlatıyor.

Rakam ortada; bu ‘tensikat’ 12 Eylül’ün akademisyenleri de unutmayan ‘1402 tensikatı’nı aratır niteliktedir. Şaka değil, bir çırpıda tam 649 akademisyen…

‘649 akademisyen’in kürsülerinden uzaklaştırılmasını özellikle konu edinirken OHAL kararnameleri ile – yani hukuk/yargı mecburi istikametinin arkasından dolaşarak- memuriyetten men edilen on binlerce kişinin derdini/isyanını unutuyor değiliz tabii ki… Ama bu kişiler/kurumlar arasında öyleleri var ki onlara yönelik uygulanan boz/yap politikası ülkenin ufkunu gerçekten karartacak niteliktedir.

Hakim-savcı kadrolarının yeniden dizayn edilmesine yönelik kararnameler ve tabii ki ülkenin akademik kurumlarının içini boşaltmayı/doldurmayı kafaya koymuş gözü kara uygulamalar…

Hakim-savcılar deyince: Birçoğunuz biliyordur muhakkak. Son kararnamelerin el attığı bir önemli konu da, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu oldu. Kanunun ‘Yazılı yarışma sınavı ve mülakatın yapılış şekli’ başlıklı 9/A maddesi izahı imkansız derecede zor bir ‘bakım’a konu oldu.

İlgili maddenin “Yazılı sınavda yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan almak kaydıyla en yüksek puan alandan başlamak üzere, sınav ilanında belirtilen kadro sayısının iki katı fazlası mülakata çağrılır” düzenlemesi bir el çabukluğu ile ‘rahatlatıldı’.

Yani özet olarak, maddenin koyduğu ‘en az yetmiş puan almak kaydıyla’ şartı kaldırıldı. Neden, niçin, hangi gerekçe ile acaba? Söz konusu barajın bir takım sıkıntılar doğurduğundan dolayı mı acaba? OHAL kararnameleri ‘gerekçesiz’ kaleme alındığından, bu soruların cevabını tabii ki bilmiyoruz. Elimizden gelen sadece birtakım tahminler de bulunmaktan ibaret!

649 akademisyenin görevine son verilmesine gelince: Akademisyenler camiasını hedef alan kararnamelerin aklından neler geçiyor dersiniz? Üniversitelerimizin henüz yeni yeni kendine gelmeye çalışan kadrolarını akademik hayatın dışına iterek ülke/vatan/millet/bayrak/milli irade/milli birlik vs. gibi dillerden düşmeyen makbul alan ve konulara nasıl bir katkı sağlanılacağı düşünülüyor acaba?

İnsan önündeki kararnameleri imzalamadan önce hiç değilse şu sorunun cevabını düşünmez mi: “Bu 649 akademisyeninin yerini nasıl doldurabiliriz acaba?” (2023’e fazla bir zaman kalmadığını da unutmadan tabii ki!)

Baskın Oran’ın TBMM tutanakları içinde yer alan (doğru anladıysam, 2012 Darbe komisyonu çerçevesinde bir konferanstan) bir değerlendirmesine rastladım geçen gün. Baskın Oran, (kendisinin de maruz kaldığı) 12 Eylül ‘1402 tensikatı’nın Mülkiye’de akademik planda yarattığı tahribatı şöyle anlatıyor:

“Mülkiyede darbeden önce, yani daha önce hazırlanmış olan 1980-81 ders yılında lisans öğretiminde 2 bin 245 öğrenci, 147 öğretim elemanı ve 76 öğretim üyesi vardı ve böldüğünüz zaman, öğretim üyesi başına 30 öğrenci düşüyordu. Bu Türkiye standartlarında bayağı iyi bir şey sayılır. Darbenin yaptığı hukuk dışı tensikat sonucunda, 1983-84 ders yılında, öğrenci sayısının 2 bin 245’ten 3 bin 171’e yükseldiği bir ortamda öğretim üyesi sayısı 76’dan 54’e düştü atılmalar yüzünden. Böylece, öğretim üyesi başına öğrenci sayısı 30’dan 59’a yükseldi. Tüm öğretim üyelerinin sayısı da 147’den 78’e indi bu tensikat sonucu. Bu durumda öğrenci sayısı yüzde 41 artırılırken Mülkiyede öğretim üyesi sayısı yüzde 47 azaltılmış oldu. (…) Darbeden önce Mülkiyede altı tane doktora programı vardı, bunlardan üçü kapatıldı öğretim üyesizliğinden. Tensikatı izleyen yıl üç tanesi kapatıldı. Geri kalanlarda da mesela muhasebe profesörünün yerine Maliye Bakanlığından muhasebe müdürü getirildi öğretim üyesi olarak…”

Baskın Oran’ın çizdiği tabloyu, verdiği rakamları ayrıntısıyla bilmesek de akademisyenlere yönelik tensikatın her zaman, muhakkak benzer sonuçlar doğuracağını tahmin etmek zor değil.

Son olarak 649 akademisyenin görevine son veren kararnamelerin mecburi hukuk/yargı  istikametinin arkasından dolanarak hazırlanıp yürürlüğe konduğunu, yani ortada cumhurbaşkanının başkanlığında toplanmış bakanlar kurulunun tamamen hukuk dışı bir tasarrufu söz konusu olduğunu unutmasak da biz yine biraz önceki basit sorumuzu tekrarlayalım: 649 akademisyenin yerini nasıl dolduracaksınız?

Biliyorsunuzdur herhalde, yüz binlerce yükseköğretim öğrencisini yetiştirmek, yüksek lisans programları açmak, seminerler/konferanslarda söz almak YİD köprüler inşa etmeye benzeyen şeyler değil.

Yüzlercesinin içinden daha yakından bildiğim bir örnekle söyleyecek olursam, mesela 30 yılı aşan bir sürede bin bir emekle oluşturulmuş, son derece parlak bir düzeye ulaştırılmış bir felsefe bölümünün (Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi) kapısına kilit asmak nasıl bir sorumsuzluğun sonucudur? Bu bölümün Nilgün, Zerrin, Serdar gibi parlak akademisyenleri akademik dünyanın dışına itmek nasıl bir aklın ürünüdür?

İnsan imzalamadan önce bir düşünmez mi; “Ben bu kararnameyle nasıl bir kötülüğe alet oluyorum” demez mi? Biliyorsunuz bu dünya ‘en az yüzde yetmiş puan almak’ şartının iptali ile yürüyen bir dünya değil.

Bence önemli bir not: Kendine ‘Hürriyet’ adını yakıştıran gazetenin iki gündür ‘649 akademisyen’e ilişkin (yorumdan vazgeçtik) tek bir satır habere bile yer vermemesi tek başına memleketin halini apaçık özetlemiyor mu?

Facebook Yorumları

reklam
11.1.2017
Son KHK’ler
5.11.2016
‘Milli İrade’nin idam cezasıyla imtihanı
1.11.2016
Neler oluyor?
21.10.2016
‘Vatan için ölmek’ ve ‘Pasifizme övgü’
16.10.2016
Binbir emekle yerleşebildiğimiz okul da ‘projeci’ çıktı!
11.10.2016
Yeter ki haber eksilmesin…
9.10.2016
Açın şu ‘Adalet Tanrıçası’nın gözlerini ki görebilsin!
5.10.2016
Referanduma takılan barış
25.9.2016
Çocukları rahat bırakın!
23.9.2016
Tekrar ‘masumiyet karinesi’ ve ‘tabii olmayan hâkimlikler’
31.7.2016
Halil İnalcık gibi büyük bir tarihçi (bile) niçin böyle konuşur?
25.7.2016
Ben bilmem eniştem bilir
4.7.2016
Şükrü Hatun’un ‘unutulan’ uyarısı ve Biskot
26.6.2016
‘Şehitlik’ ve ‘Mehmetcik’e dair
21.6.2016
Sorunlu ve zararlı bir polemik
9.6.2016
Kime ‘Yazıklar olsun’?
6.6.2016
Aklımıza mukayyed ol Allahım….
30.5.2016
Zavallı memleket…
27.5.2016
‘Milli irade’den kaçarken ‘ülkücü irade’ye yakalanmak!
18.5.2016
Vize kalktı ama adı hâlâ ‘Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’!
11.5.2016
TCK 216’nın ‘gerekçe’si: Karan ve Çetinkaya’nın beraatine…
3.5.2016
Lâdini’yi ‘din karşıtlığı’ olarak anlayınca işler karışıyor
30.4.2016
Otopark sorunu!
24.4.2016
Nerede görülmüş böyle anayasa değişikliği!
20.4.2016
Ak Parti ‘ahlakçı’ bir harekettir
16.4.2016
Nişanyan’ı unutacak mıyız?
10.4.2016
Ağır mı ağır bir sorun ve hafif mi hafif bir tutum
8.4.2016
Yeni anayasa bir aya varmaz önümüzde!
1.4.2016
Boş teneke çok ses çıkartır
30.3.2016
Tehlikeli bir tanım ve temenni: ‘Organik liderlik’
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.