15 Temmuz sonrası Türkiye (2)


12.1.2017 - Bu Yazı 464 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 AKP, 2007 yılında toplumun önüne bir anayasa önerisi getirdi. Siyasi yürüyüşünün başından itibaren Erdoğan’ın gönlünde yatan aslanın başkanlık sistemi olduğu biliniyordu. Ancak AKP’nin ikinci iktidar döneminde Ergun Özbudun başkanlığındaki anayasa hukukçularından oluşan bir heyete hazırlattığı öneri, parlamenter sistemi savunuyordu. AKP’nin o zaman başkanlık sistemiyle değil de parlamenter sistemle halkın karşısına çıkmasının nedeni, devlet içi güç dengeleriydi. AKP müesses nizam karşısında yeterince güçlü değildi. Kendini bertaraf etmek için hazırolda bekleyen mahfillerin bütün şimşeklerini üzerine çekmek istemiyordu. Bu sebeple asıl düşüncesini zamana bıraktı.

Bugünden bakıldığında 1982 Anayasasının bir revizyonundan ibaret olan Özbudun Taslağı yürürlük kazanmadı. Türkiye’nin anayasa sorunu ve tartışması devam etti. 2011’de parlamentoya giren dört parti de halka yeni bir anayasa sözü vermişti. Meclis çalışmaya başlar başlamaz en önemli gündem maddesi bu sözün yerine getirilmesi oldu. TBMM’de dört partinin de eşit temsil edildiği bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuruldu ve her parti nasıl bir anayasal düzen tasavvur ettiğini belgeleyen taslağını toplumun dikkatine sundu.

AKP bu kez elini açtı ve başkanlık önerisinde bulundu. İki sebepten ötürü: Biri, 2009’da başlayan ve o sırada hâlâ sürmekte olan Ergenekon, Balyoz ve diğer darbe davalarıyla birlikte askeri vesayetin geriletilmiş olmasıydı. Diğeri ise hem 2010’daki anayasa referandumunda ve hem de 2011 genel seçimlerinde geniş halk kesimlerinin desteğine mazhar olmuş olmasıydı. Ne var ki AKP başkanlığı savunan tek partiydi.  Üç muhalefet partisi de parlamenter sistem taraftarıydı. AKP hükümet sistemini değiştirmek için diğer partilerden en az biri ile uzlaşamayınca başkanlığı yine hayata geçiremedi. 

Evdeki bulgurdan olmak

2014’te Erdoğan halkın oyuyla iş başına gelen ilk cumhurbaşkanı oldu ve sistemin işleyişinde radikal bir değişim gözlendi. Demokratik meşruiyete yaslanan Erdoğan, kendinden önceki cumhurbaşkanlarıyla kıyaslanmayacak derecede icranın içinde yer alıyordu. Mevcut fiili durum, hukuku zorladığı ölçüde yaklaşmakta olan seçimlerin de başat maddesine dönüşüyordu. AKP, Haziran 2015’teki genel seçime başkanlık yolunu açacak bir anahtar olarak bakmaktaydı. Bir parti genel başkanı gibi seçim kampanyası yürüten Erdoğan, her meydanda 400 milletvekili isteğini dillendiriyordu. Muhalefet ise bu seçimlerde Erdoğan’ın başkanlığını önleyecek bir set örmeyi düşünüyordu.

Seçim sonuçları AKP için bir hayal kırıklığı oldu. Bırakın başkanlığı garanti edecek bir çoğunluğa erişmeyi; AKP 2002’den beri tek başına sahip olduğu iktidarı da kaybetti. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olan AKP için başkanlık artık çok uzak bir hayale dönüşmüştü.

Seçimin akabinde partiler bir koalisyon hükümeti oluşturmak için mutabakata varamayınca 1 Kasım’da tekrar sandığa gidildi. AKP bu seçimde oylarını yükseltti ve kaybettiği iktidarı geri aldı. Ama Mecliste anayasayı değiştirmek için gerekli olan vekil sayısına yine ulaşamadı. Üç muhalefet partisinin mutlak başkanlık karşıtlığı sürüyordu. Hiçbir parti başkanlığı ağzına almıyor, başkanlığı esas alan her öneriye cepheden karşı çıkıyordu. Dolayısıyla AKP’nin başkanlık hayali bir başka bahara kalmıştı.

Parti içi darbe

Seçimlerden başkanlığına bir yol çıkmayınca, Erdoğan aklındaki yönetim biçimini gerçekleştirmek için gerekli gördüğü tedbirleri aldı. En önemli adım, yönetime kendi rengini vermek isteyen ve bazı meselelerde Erdoğan’dan farklı bir noktada duran Davutoğlu’nun tasfiye edilmesiydi. Daha altı ay önce halktan yüzde 50 alarak AKP’ye büyük bir zafer yaşatan Davutoğlu, bir parti içi darbeyle saf dışı bırakıldı. Onun boşalttığı başbakanlık koltuğuna, Erdoğan’a tam uyum gösteren Yıldırım oturdu.

Böylelikle Erdoğan bütün dizginleri eline aldı, hükümeti fiilen yönetmeye başladı. Artık bütün kararlar Beştepe’de alınıyordu. AKP içinde iktidar tek merkezde toplanmıştı. Fiili bir başkan gibi ülkeyi idare eden Erdoğan gerek hükümette gerek partide kafasındaki kurguyu oturtmuş ve rahatlamıştı. Muhalefetten en ufak bir yakınlık görmediği için de başkanlık arayışını uzun döneme  -- 2019 seçimlerinin sonrasına -- bırakmıştı. Nitekim o günlerde hem Erdoğan’dan hem de Yıldırım’dan ardı ardına “Biz işimize bakıyoruz. 2019’a kadar seçim yok” yollu mesajlar geliyordu.

Başkanlık istemi bu şekilde AKP’nin de gündeminden düşmüşken, 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimi bütün kartların yeniden karılmasına sebep oldu. Darbe teşebbüsünün bastırılmasıyla birlikte başkanlık geldi, gündemin en ön sırasına oturdu. Böylece AKP için “uzak bir plan” olan başkanlık “yakın bir ihtimal”e dönüştü.

Ezberi bozulan Bahçeli

Zannımca bunu sağlayan iki faktörden bahsedilebilir: İlki, Erdoğan’ın darbeyi püskürten liderliğinin toplumun geniş kesimlerinde büyük bir takdirle karşılanması, buna karşılık ordunun ağır bir zemin kaybı yaşamasıydı. Ordu öteden beri AKP’nin getireceği bir başkanlığa kökten karşıydı. Ancak 15 Temmuz’dan sonra oluşan atmosfer, Erdoğan tarafından getirilecek bir öneriye ordunun karşı çıkması ihtimalini ortadan kaldırdı. Bugün 27 Nisan’da olduğu gibi ordunun hükümete muhtıra döşemesi ve “sözde değil özde laik cumhurbaşkanı istiyoruz” diye sipariş vermesi düşünülemez.                                                                                                        

İkincisi ve daha önemlisi ise Bahçeli’nin başkanlık sistemine ışık yakmasıydı. Eğer bugün başkanlık AKP için ulaşılabilir ve gerçekleştirilebilir bir hedef haline gelmişse, bunun ardında Bahçeli’nin siyaset oyunundaki bütün hesapları değiştiren çıkışı yatıyor. Erdoğan’ın gücünün zirveye çıkması ve ordunun süngüsünün düşmüş olması, elbette mühim. Fakat Bahçeli anayasa değişikliğini mümkün kılacak desteği vermemiş olsaydı, bu faktörler verili durumda keskin bir dönüşüme yetmezdi.

O halde sormak lazım: Şimdiye kadar adeta ezberlenmiş cümlelerle başkanlığı reddeden ve Erdoğan’ın başkanlığını ülke için ciddi bir tehlike addeden Bahçeli, ne oldu da başkanlığa razı oldu? Hangi gelişme Bahçeli’nin ezberinin bozulmasını sağladı?

Birçok siyasi gözlemcinin paylaştığı bir kanaat var: Eğer Türkiye önerildiği gibi bir başkanlık sisteme geçerse, bu MHP’yi zayıf bir konuma düşürür ve hattâ orta vadede MHP’nin bitişine sebebiyet verebilir. MHP’nin gerek Meclis grubunda ve gerekse tabanında çok sayıda kişinin bu endişeyi paylaştığı medyada yazıldı, çizildi.  Peki, nasıl oldu da Bahçeli bu ciddi itirazları elinin tersiyle itti ve başkanlığa kapıyı araladı?

Bahçeli’deki makas değişimini açıklamak için birçok tez ileri sürüldü. AKP’yi oyuna getirmek istediğinden de dem vuruldu, seçimleri mümkün mertebe ileri bir tarihe erteleyip partisini toparlamak istediğinden de. Lakin bunlar Bahçeli’deki büyük değişimi açıklamaya yeterli görünmüyor. Daha aslî, daha derinlerde yatan bir sebep olmalı.

“Devlet gibi düşünmek fıtratı”

Bu sebebi şöyle izah edebilirim: Bugün devletin bütün katmanlarında, ülkenin bir varlık-yokluk mücadelesinden geçtiği kanaati hâkim. Hem içte, hem dışta göğüs gerilmesi gereken bir sorunlar yumağı var. “İkinci bir İstiklal Savaşı veriyoruz” ya da “Bize yeni bir Sevr dayatılıyor” gibi söylemler, salt halkın duygularını diri tutmak için sarf edilen sözler olarak değerlendirilmemeli. Bunların aynı zamanda iktidar elitinin gerçek ruh halini de yansıttığı göz ardı edilmemeli.

Hülasa, devlet memleketin geleceğini tayin edecek problemlerin altından ancak güçlü bir yönetim ile kalkılabileceğine karar vermiş durumda. Bahçeli’nin de Türk tipi başkanlığa razı olmasının nedeni bu. Mesut Yeğen’in ifadesiyle “devlet gibi düşünmek fıtratında olan” Bahçeli, devletin ne düşünüp ne hissettiğini herkesten daha iyi görüyor ve hissediyor. O da devlet gibi “Türkiye’nin bir beka meselesiyle karşı karşıya olduğunu ve hem Kürd meselesinde hem de Batı’yla ilişkilerde yeni bir tarzın gerekli olduğuna kani” olduğundan Erdoğan’ın başkanlığını destekliyor.

Bu itibarla başkanlık sistemine geçiş hamlesini, Devlet Bey’in kararından ziyade, “devlet”in kararı olarak okumak daha doğru olur.

NOT 1: KÜRT ENSTİTÜSÜ

İstanbul Kürt Enstitüsü, 1992 yılından beri Kürt dili, edebiyatı ve tarihi üzerine çalışmalara kapılarını açan, olanak sağlayan bir kurum. 1990’lı yıllarda da muktedirlerin öfkesini üzerine çeken bu kurum hakkında iki kez dava açılmıştı. DGM’lerde yapılan yargılamalarda bile beraat eden Enstitü’nün kapısına şimdi KHK ile kilit asıldı. En çetin şartlarda ayakta kalmış, Türkiye’nin demokrasi açısından en karanlık yıllarında dahi birçok hukuki badireyi atlatmış ve “Türkiye’nin kazanımı” olan bu kurumun, “ileri demokrasi” iddiasındaki AKP’nin iktidarında kapatılmış olması, AKP için ciddi bir utanç vesilesi olarak tarihe geçecek.

NOT 2: CUMA ÇİÇEK

KHK’ler artık darbe ile mücadele etmenin bir aracı olmaktan çıktı; devletin makbul düşüncelerini sorgulayan ve muhalif olarak görülen kişileri ve kurumları sindirme ve tasfiye etme aracına dönüştü. Son yayınlanan KHK’lar ile, Kürt meselesi,  Kürt dili ve Kürt tarihi konularında çalışan birçok akademisyen üniversitelerden ihraç edildi.

Bunlardan biri de Mardin Artuklu Üniversite’sinden Cuma Çiçek. Çiçek, birlikte çalışma şansına eriştiğim bir meslektaşım. Kürt meselesi konusunda memleketin sayılı uzmanlarından biri. Onu haksız ve hukuksuz bir şekilde üniversiteden atmanın gayesi belli: Kürt meselesi hakkında devletin şu anda izlemekte olduğu çizginin dışında söz söyleyen herkese gözdağı vermek.

Merak ediyor insan; acaba hükümetin Kürt meselesine dair bir sonraki “ileri” hamlesi ne olacak? Kart-kurt hikâyesine dönmek mi? 

Facebook Yorumları

reklam
26.4.2017
16 Nisan’a vurulan mühür
22.4.2017
16 Nisan’dan sonra AKP ve HDP ne yapmalı?
19.4.2017
17 Nisan'a uyanmak
16.4.2017
Neden hayır?
15.4.2017
Dost ve post
7.4.2017
Milleti denize dökmek
4.4.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 5
31.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 4
29.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 3
28.3.2017
Anayasa değişiklik teklifinin içeriği-1
27.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 2
14.3.2017
Nerden baksan tutarsızlık!
12.3.2017
Bitpazarına nur yağmaz
6.3.2017
15 Temmuz’un tapusu
27.2.2017
Evet ve mağduriyet
26.2.2017
Evet ve statüko karşıtlığı
21.2.2017
Evet ve statüko karşıtlığı
18.2.2017
KHK’lar, ihraçlar ve hukuk
16.2.2017
Suret-i haktan görünmek
12.2.2017
Bir susturma aracı olarak KHK
9.2.2017
Evet ve özgürlük açığı
6.2.2017
Evet ve avantajları
4.2.2017
Halk oylamasına giderken
29.1.2017
Bir kitap (2) “Öyle ise Türkiye’de cumhuriyet idaresi yoktur”
28.1.2017
Bir kitap (1) “Ne o! Memlekette inkılâp mı yapmak istiyorsun?”
26.1.2017
Tüketilmiş söylem
23.1.2017
Sert muhalefet
20.1.2017
Yüksek gerilim hattı
17.1.2017
Aslında hepimiz bir parça milliyetçiyiz
14.1.2017
15 Temmuz sonrası Türkiye (3)
12.1.2017
15 Temmuz sonrası Türkiye (2)
9.1.2017
15 Temmuz sonrası Türkiye (1)
6.1.2017
Adı konmamış bir savaş
30.12.2016
Bombalarla özdeşleşmek
22.12.2016
Bir örtü olarak TAK
19.12.2016
Hamasetten selâmete yol çıkmaz
11.12.2016
Makul seslere hasret kalmak
8.12.2016
Mevcut ve yakın tehlike
1.12.2016
Sessizlik bir onay mı?
26.11.2016
Sessizlik, mutlak bir vazgeçiş mi?
23.11.2016
Sosyolojinin duvarına çarpmak
9.11.2016
Perşembenin gelişi
2.11.2016
Rüzgâr ekmek
26.10.2016
‘Sonuçta hepimiz insanız’
23.10.2016
Güneş'in kıymetini bilmek
18.10.2016
Cirminden fazla yer yakmak
16.10.2016
Süngünün üstüne oturmak
13.10.2016
En büyük kötülük
3.10.2016
Milli güvenliğin asıl tehdidi
28.9.2016
Muhtemel bir siyasi sürecin imkânı*
25.9.2016
Ölçü kaçmasın!
20.9.2016
Fırsatçılıktan hayır çıkmaz
14.9.2016
Muhataplık meselesi
10.9.2016
Barış ve ekonomi
5.9.2016
Herkesin faydası şiddeti terk etmede
31.8.2016
Savaşların en güzelini kazanmak
26.8.2016
Menbiç’in intikamı
22.8.2016
Darbe mağduru bir yazı
20.8.2016
Üst akıl ve karşıtların üst aklı
18.8.2016
‘Üst-akıl’ ve taraftarları
15.8.2016
‘Düşman siyaseti’ ve 15 Temmuz
12.8.2016
‘Kolektif kandırılma’
8.8.2016
Ne istediler, niye verdiler?
5.8.2016
‘Benim kitabımda bu dersin yeri yok’
2.8.2016
Bati'da demokrasi maskeleri düşerken
28.7.2016
Asıl mesele, hukuk içinde kalmak
22.7.2016
Yanlış işler
20.7.2016
‘Artık istediğinizi yiyebilirsiniz’
18.7.2016
Demokratik rüşt
14.7.2016
Fransa’da devrim yok!
12.7.2016
Külter nerede? Çapraz neden tutuklu?
6.7.2016
Hendeklerin ardından (6)
3.7.2016
Hendeklerin ardından (5)
28.6.2016
Hendeklerin ardından (4)
25.6.2016
Hendeklerin ardından (3)
22.6.2016
Hendeklerin ardından (2)
18.6.2016
Hendeklerin ardından (1)
14.6.2016
Ağır mahalle baskısı (2)
12.6.2016
Ağır mahalle baskısı (1)
7.6.2016
Ali: Ötekilerin çığlığı
3.6.2016
Karşılıksız sevdanın hazin sonu
31.5.2016
Kupa Zizou’ya, Zizou kupaya yakıştı
29.5.2016
Sehpasız Menderes devri
26.5.2016
CHP, ne camiye yaranabildi ne de kiliseye
23.5.2016
Siyasetin kaderi yargının elinde
20.5.2016
‘Yerel işbirlikçiler’
17.5.2016
Üç plan
15.5.2016
İki başlılık
12.5.2016
Muhtemel akıbet
10.5.2016
Emanetçi
9.5.2016
Refiklerin darbesi
5.5.2016
Suni dikişler atıyor
1.05.2016
Dokunulmazlıkların kaldırılması (3)
29.4.2016
HDP'nin mecburi dönüşü
27.4.2016
Dokunulmazlıkların kaldırılması(2)
26.4.2016
Dibe vurmak
24.4.2016
Dokunulmazlıkların kaldırılması (1)
21.4.2016
Mahkemeye düşmek
19.4.2016
İki dilek
17.4.2016
Toplumsal barış ve ekonomi
13.4.2016
Tarihten ders almak
12.4.2016
Savaş davullarıyla ortada kalmak
10.4.2016
Yeni bir yol bulmak
7.4.2016
Yeni anayasa ve ortamın zorluğu
3.4.2016
AKP’nin yeni anayasa hamlesi
1.4.2016
Toptancı suçlamalar gayri-medenidir
31.3.2016
Darbe sevdası
28.3.2016
Darbe kapısını kapatmak
25.3.2016
'İslam'ı kirletiyorlar'
24.3.2016
Doz aşımı
20.3.2016
Korkuyu dağıtmak ve demokrasiyi büyütmek gerek
17.3.2016
Kırmızı çizgiler ve bomba
14.3.2016
Taziye suçu
11.3.2016
'Bin yıl daha iktidar olamayız'
8.3.2016
Savrulma
6.3.2016
Altmış milyon yobaz
3.3.2016
Açık makas
28.2.2016
Bu yol, yol değil
25.2.2016
Siyasi cevap üretmek
21.2.2016
Aklıselim ve sabır
18.2.2016
'Kürt anasını görecek'
16.2.2016
Yanlış soru
14.2.2016
Irak’taki hata (!)
11.2.2016
Denklemi tersten kurmak
9.2.2016
Yargı gölge etmesin
6.2.2016
Öğretme özgürlüğüne müdahale
5.2.2016
Yol üstündeki taşlar
31.1.2016
Şişeden çıkan cin
28.1.2016
Mümkün olanın sanatı
24.1.2016
O iş böyle bitmez
20.1.2016
İşe yarar ifade
17.1.2016
Değişen tavırlar (2): Süreç taraftarları
16.1.2016
Makbul fikirlerin özgürlüğü
14.1.2016
Değişen tavırlar (1): Süreç karşıtları
10.1.2016
Çözüm bulmak devletin görevi
7.1.2016
Milletvekiline dokunma!
3.1.2016
Geç kalmanın bedeli
31.12.2015
Kadim Mesele (3): 'Kanun Türk’ü'
27.12.2015
Reform zamanı
24.12.2015
Muhatapları çoğaltmak
20.12.2015
Müzakereye dönüş
17.12.2015
Hendeğin sanal savunucuları
13.12.2015
Hendeğin hedefi
10.12.2015
Arada
6.12.2015
Tahir Elçi’nin ardından
3.12.2015
Yürekten vurulmak
29.11.2015
Kadim mesele (2): Türklük / Türkiyelilik
26.11.2015
Kadim mesele (1): Türk Milleti / Türkiye Milleti
22.11.2015
'Kınasan da dert kınamasan da'
19.11.2015
IŞİD'in herkese karşı savaşı
16.11.2015
Asıl sorun muhalefette
13.11.2015
Yeni perde
8.11.2015
Faili meçhullerin üstünü örtmek
6.11.2015
Siyaset, rekabet ve uzlaşma
5.11.2015
HDP'nin büyük sınavı
30.10.2015
Kürdistan’ın başına çorap
27.10.2015
Durumdan vazife çıkarmak
20.10.2015
'Kokteyl terör'
13.10.2015
Muğlaklığın gücü
11.10.2015
Ateş topu
6.10.2015
AKP, medya ve siyasi iklim
1.10.2015
Namus meselesi
29.9.2015
İstifanın siyaseti
27.9.2015
Tek ses olamamak
23.9.2015
Silah ve siyaset (3)
21.9.2015
Özyönetim ve siyaset (2)
15.9.2015
Hendek ve siyaset (1)
13.9.2015
Kimin savaşı? Kimin tepkisi?
8.9.2015
Cemevi kararı (2): Siyasetin aczi
5.9.2015
Cemevi kararı (1): Hukukun önemi
1.9.2015
'Bakanlığı duydu mezhebini unuttu'
28.8.2015
Kaçan fırsatlar (2): AKP-CHP koalisyonu
27.8.2015
Kaçan fırsatlar (1): AKP-HDP koalisyonu
21.8.2015
Yapısal hatalar (3): Taahütlere uymama
18.8.2015
Yapısal hatalar (2): Muğlaklık
14.8.2015
Yapısal hatalar (1): Zaman
12.8.2015
Bilek güreşi
7.8.2015
Herkes kendine yakışanı yapar
5.8.2015
Altı milyon oyun sorumluluğu
4.8.2015
Feryatlar gökyüzüne yükselirken…
31.7.2015
'Biz yapmadık, bağımsız birimler yaptı'
28.7.2015
'Size savaş yaptırmayacağız'
25.7.2015
Akıl tutulması
21.7.2015
Çıkış kapısı
16.7.2015
Kabak tadı
14.7.2015
İktidar korkusu
10.7.2015
Gerçeğe dönüş
8.7.2015
Faili meçhul değil faili malum
1.7.2015
Türkiye'nin bitmeyen Kürt fobisi
28.6.2015
7 Haziran sonrası HDP ve Kandil
26.6.2015
Merkezin dönüşümü
23.6.2015
Kalkınma ve özgürlük kıskacında Demirel
19.6.2015
Koalisyon kurmanın güçlüğü ve unutkanlık
16.6.2015
Çözüm koalisyonu
12.6.2015
Bir parça huzura hasret kalmak
9.6.2015
Kazanan siyaset ve demokrasi oldu
5.6.2015
Seçim ve felaket senaryoları
2.6.2015
Seçim ve siyasi rüşt
29.5.2015
SEÇİM VE TARAFSIZLIK
23.5.2015
Seçim ve normalleşme
19.5.2015
Seçimler gelir gider, kalıcı olan barıştır!
17.5.2015
Sinn Fein ile bir gün
12.5.2015
Geçmişi geçmiş kılmak
4.5.2015
PKK’nin özrü ne anlama geliyor?
29.4.2015
HDP: Türkiye'nin batısına konuşmak
28.4.2015
HDP’nin merkeze yolculuğu
24.4.2015
HDP’nin dezavantajları
22.4.2015
HDP’nin avantajları
17.4.2015
PKK çekilmeli
15.4.2015
Demokrasiden umut kesmek
11.4.2015
Barış sürecinin hukuku
8.4.2015
Çözüm Süreci ve Yeni Anayasa
06.04.2015
İzleme Heyeti ve PKK’nin meşruluğu
03.04.2015
Eşme ruhu ve Genelkurmay’ın ruhu
28.03.2015
Tavanda sorun, tabanda rahatsızlık
24.03.2015
Barışın newrozu
21.03.2015
Barış cümleleri toplamak
16.03.2015
Çağrı, irade ve sorumluluk
08.03.2015
Eyvah barış geliyor!
04.03.2015
Tarihi çağrı
07.02.2015
HDP'nin seçimi ve olası sonuçları
05.01.2015
Barışı provokasyondan korumak
03.01.2015
Muhafazakâr dayatma
24.12.2014
Seçim barajı ve Anayasa Mahkemesi
19.12.2014
14 Aralık operasyonu
17.12.2014
Başkalarının kiri
24.11.2014
Şiddetin kapısına kilit vuralım
19.11.2014
Doğru kelimeleri bulmak
11.11.2014
Fas’ta IŞİD, laiklik ve Kobani tartışması
07.11.2014
Kobani’de yeni dengeler
27.10.2014
Puslu havayı dağıtmak
22.10.2014
Dolmabahçe Toplantısı’ndan notlar
13.10.2014
Bu ateş hepimizi yakar
10.10.2014
Sağduyu ve itidal zamanı
02.10.2014
Suriye’de yeni politika ihtiyacı
23.09.2014
Kobani, rehineler ve Şer’den çıkan hayır
19.09.2014
Çok-kültürlü eğitim, anadil ve Türkiye (1)
13.09.2014
Yeni hükümet ve Çözüm Süreci
10.09.2014
CHP Kongresi: Akıntıya karşı kürek
07.09.2014
Kutuplaşma, helalleşme ve muhalefet
03.09.2014
AKP’de yeni dönem: Erdoğan, Gül ve Davutoğlu
24.08.2014
Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde neyi başardı?*
21.08.2014
Barış, çözüm ve provokasyon
17.08.2014
‘Tarih’ tartışması
14.08.2014
Kürtlerin ittifakı bir zorunluluk
12.08.2014
İki kazanan, bir kaybeden
09.08.2014
IŞİD vahşeti ve Kürtlerin birliği
29.07.2014
İhsanoğlu’nun Diyarbakır mesaisi
21.07.2014
Kürtler Kürt de olabiliyor!
16.07.2014
Bize yine hasret kaldı
13.07.2014
Türkiye, PKK ve Kürdistan
10.07.2014
Bağımsız Kürdistan
08.07.2014
Barış inşa ediliyor, bazıları neden mutsuz?
05.07.2014
Demirtaş’ın adaylığı
26.06.2014
Barışa katlanmak
20.06.2014
12 Eylül’e müebbet
19.06.2014
Elveda Kemalizm
12.06.2014
Cezalandırmayalım, ödüllendirelim
10.06.2014
Barışı toplum sahiplendi*
08.06.2014
Barış annelere emanet!
06.06.2014
Çözüm Süreci'nde yeni aşama
31.05.2014
Annelerin hasreti çabuk bitsin!
28.05.2014
İki zihniyetin mücadelesi veya 27 Mayıs’tan çıkmak
23.05.2014
Soma (2): Muhalefet ve sosyal medya
21.05.2014
Soma (1): Mevcut durum, iktidar ve sorumluluk
10.05.2014
Bakan Çağlayan’ın saati
05.05.2014
Doğru politika, yanlış aktör
03.05.2014
Anayasa Mahkemesi (3): Kılıç’ın konuşmasındaki yanlışlar
29.04.2014
Anayasa Mahkemesi (2): Kılıç’ın konuşmasındaki doğrular
27.04.2014
Anayasa Mahkemesi (1): Kararlar ve cumhurbaşkanlığı seçimi
21.04.2014
Barışmak sabretmekle mümkün
10.04.2014
2014 seçimlerinin aynasında AKP ve CHP *
07.04.2014
Kürtler barışa oy verdi
04.04.2014
Kaybedenler kulübü
30.03.2014
Kürt siyaseti ve meşruiyet
25.03.2014
‘Kürtlerin vakti geldi’ mi?
23.03.2014
Barıştan korkmamak
19.03.2014
Tahliye furyası ve yeni Ergenekon algısı
16.03.2014
Sağduyu çağrısının muhatabı kim olmalı?
14.03.2014
Hayatı ve ölümü araçsallaştıran bizlere dair…
11.03.2014
HDP’ye saldırı: Kim yapıyor, neden yapıyor?
05.03.2014
Atatürk’e hakaret, Türköne ve yargı
02.03.2014
Güncellenmiş 28 Şubatlar
27.02.2014
MİT Yasası: Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
25.02.2014
Başarısız bir 367 denemesi
20.02.2014
İnternet yasası
18.02.2014
‘İyi ki Öcalan var’
10.02.2014
Barış huzursuzluğu
06.02.2014
BDP ve HÜDA-PAR: Sorumluluk vakti
03.02.2014
Cemaat’in Kürt meselesindeki perspektifi
30.01.2014
Gülen’in BBC röportajı: ‘Bu arkadaş’ ve ‘adadaki insan’
28.01.2014
Nasıl bir HSYK?
24.01.2014
HSYK tartışması
16.01.2014
17 Aralık ve Kürt siyaseti (3)
09.01.2014
İnsafınız kurusun!
06.01.2014
17 Aralık ve Cemaat (2)
03.01.2014
17 Aralık ve AKP (1)
29.12.2013
Roboski: Hakaret
25.12.2013
Yargının Diyarbakır kriterleri
22.12.2013
AKP, Cemaat ve demokrasinin ipi
18.12.2013
Hawara Licê
14.12.2013
Acının keyfini sürmek
11.12.2013
Devletin mahremiyeti ve vatan hainliği
08.12.2013
Diyarbakır’ın seçimi
04.12.2013
Halkın sevgilisi Atatürk
03.12.2013
Zarar gören, kaybeden hiç kimse yok
1.12.2013
Koruculuk (2): Nasıl silah bırakırlar
28.11.2013
Koruculuk (1): Neden korucu oldular
26.11.2013
Dershaneler ve çözüm süreci
23.11.2013
Kürtler ne yana düşer, Kürdistan ne yana düşer?
19.11.2013
Diyarbakır buluşması: Semboller ve söylem
16.11.2013
Ayar kaçmasın!
12.11.2013
'Siyasi' değil 'itikadi'
11.11.2013
Kürtler arasında da barışa ihtiyaç var
06.11.2013
Yeni bir kimlik ihtiyacı
04.11.2013
Kim kimi Türkiyelileştirecek?
29.10.2013
CHP, BDP ve Sarıgül
22.10.2013
Demokratik felaket
15.10.2013
Perakende demokrasi
08.10.2013
Başörtüsüne tam özgürlük
01.10.2013
Brüksel'de 'Gezi' havası
24.09.2013
Cami-cemevi ve asimilasyon
18.09.2013
Tıkanmayı aşmak
10.09.2013
Çantada keklik
04.09.2013
Artık ana güzergah siyasettir
28.08.2013
'Stratejik konum'
21.08.2013
Ergenekon'a kefil olmak
13.08.2013
Olmayacak duaya amin
06.08.2013
Adaletin önündeki baraj
30.07.2013
Kürt anasını görsün artık!
25.06.2013
Demokratik reform ihtiyacı
18.06.2013
ERDOĞAN, MESAJI ANLAMADI MI?
11.06.2013
Gezi ve Kürtler
05.06.2013
Vesayetin kurumsallaşması
28.05.2013
Kimin iradesinden söz ediyorsunuz?
03.05.2013
Veda vakti
27.04.2013
Kürt meselesi nedir
19.04.2013
Türkiye mucizesi
12.04.2013
İrlanda dersleri
08.04.2013
Çokkültürlü vatandaşlık
29.03.2013
‘Türk kimliği’ meselesi
22.03.2013
Newroz û Aşitî pîroz be
15.03.2013
Barışın hâlleri
08.03.2013
Vicdanımız reddediyor
01.03.2013
Tedirgin olan kim
22.02.2013
Ah bu arşivlerin gözü kör olsun!
15.02.2013
‘Türk sorunu’
08.02.2013
‘Solin Ölmesin’
01.02.2013
‘Atatürk devrine dönemeyiz’
25.01.2013
‘Fezleke hukuku’
18.01.2013
Elbette ‘hubbu Ali’den’ değil!
11.01.2013
Helva
04.01.2013
Bu kez final barış olsun
30.12.2012
Acıdan süzülmüş metanet
28.12.2012
Bu dava bitmedi!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.